I took this photo when I was sixteen years old on top of Pão de Açucar, a mountain in Rio. I remember it being a really cloudy day and I thought I wouldn’t get any good photos.
✈ JULIE
Elimin kirecinin çözülmesi için yazmam gereken en az bir paragraf var, idare edin olur mu?
Söyleyecek de çok şey var.
Aşık mı oldum? Bilmiyorum. Hayatımda hiç aşık olmadım ki. Bu yaşta da aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu bileceğimi sanmıyorum, adalet sistemimizden daha dengesiz bir hormon sistemim var.
Aşkın benim beynimi mi yoksa toplarımı mı buruşturduğunu daha keşfetmiş değilim.
Sırf bir yerimi buruşturmasına da gerek yok aslında, maymun iştahlı birisiyim, belki de sadece bana bakmadığı için ben böyle hissediyorum. Belki de bakıyordur? Aman ne bileyim bu konuda insanları hiç okumak istememişimdir gerçekleri görürsem kalbim kırılır diye.
Şunu açıklığa kavuşturayım, iki kişi var.
Ama ikisine karşı da ne hissettiğimi bilmiyorum.
İkisini de kıskanıyor muyum? Evet.
İkisini de her gün düşünüyor muyum? E evet.
İkisini de canım gibi seviyor muyum? Birini evet, diğerini… E beni itebiliyor biraz, sevmediğim alışkanlıklar var. Öbürünün de var mı, var tabi ama görmemezlikten gelebileceğim kadar iyi tanıyorum ona.
Ona aşık mıyım? Hayır. Kardeşime aşık olmak gibi bir şey hissediyorum fiilen düşündüğümde.
Peki ya diğerine? Bilmiyorum. Ne zaman ellerimi omzuna atsam, kafamı kafasının üstüne koysam, bir gıdıklanma hissediyorum. Ama, yanlık yerleri gıdıklıyor gibime geliyor be hacı.
Aşk kelimesinin anlamını gerçekten öğrenmem lazım.
Çünkü eğer, gerçekten çok sevmek demekse aşk, tanıdığım ve uğruna ölebileceğim, hayatımdan çıkarsa ben naparım diye oturup ağladığım insanlar var.
Hatta Nine filmindeki gibi, hayatıma giren bir çok kadın var.
Annem var mesela.
Sınıfta her zaman benim yanımda olan canımın içi var.
Beni her ortamda güldüren, yanında sonsuza kadar dursam sıkılmayacağım birisi var.
Siyam ikizi olarak doğup sonradan ayrıldığımızı düşündüğüm birisi var.
Başımı göğsüne koyup saatlerce kalp atışlarını dinleyebileceğim birisi var.
Var da var.
En az beş kişiye aşığım galiba.
E iki kişiydi hani diye sorabilirsiniz, ben de anlamadım. İki kişi var gerçekten, o ikisi de bunların arasında.
Bu kadar kişi var da, neden hala kendimi eksik gibi hissediyorum?
Belki de, benim bir Penelope Cruz’um olmadığındandır.
Bir metresim yani.
Hayatımın her yönünde bana yardım eden bir “aşkım” var (yanlış anlaşılmasın, canımdan çok, kardeşim gibi sevdiğim insanlardan bahsediyorum) . O yönde bana yardım eden birisi olmadığı için mi bu kadar eksik hissediyorum kendimi yoksa? Sığ mıyım bu kadar? Ya da… Abaza?
E ben şundan hoşlanıyorum, buna aşığım demekle aslında “şu kızı da çatır çatır ****” mi diyorum içimden. Basitliğimi inkar etmeye çalışıyorum galiba.
Aşığım dediğim insanları da o yönden mi istiyorum da bu yüzden aşığım diyorum? Hayır, sadece bir kişi, diğerleri hakkında öyle düşünmek bile midemi bulandırıyor.
E onu da sadece onun için mi istiyorum?
Kendimi bir pislik gibi hissediyorum.
Umarım değilimdir.
I took this photo when I was sixteen years old on top of Pão de Açucar, a mountain in Rio. I remember it being a really cloudy day and I thought I wouldn’t get any good photos.
✈ JULIE
Son yıllarda ( ya işte son yıllar derken ben son yıllarda farkına varıyorum olm daha hayatın başındayım erken benim için ne var NOLCAK YANİ) bir marka takıntısı aldı bu dünyayı götürüyor be uşak. Bu niye böyle oldu ben gerçekten anlamış değilim. Evet anlamadım ben bunu evet gerizekalıyım. Tamam belki anlamış olabilirim EVET ANLADIM AMA ANLAMAMIŞ GİBİ DAVRANMANIN DAHA GİDERLİ OLDUĞU BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ NE VAR? Neyse sinirlendirmeyin beni. Benim değinmek istediğim konu zaten bu değil. Yani aslında biliyorsun hepsine değinirdim de değinesim gelmiyo çünkü birisi tek konu üzerinden gitmek candır dedi bana tam az önce ve bu konu hakkında zaten yazmak istiyordum. Burada bir markadan bahsetmek istiyorum. Onu alabilecek kadar para kazandığınızda onun adını öğrenmeden hiç bir şey olduğunuzu fark edip sırf bir isim için bütün parayı fransızca kursuna yatırttıran bir marka. Evet doğru bildiniz. Ya da bildiniz mi ya? Kaşif Dora’da da böyle yapıyorlar ama ben mesela genelde bilmiyorum yapamıyorum toplamayı ama iveet diye bağırıyo o kızla yanındaki pedofili maymun. Şimdi gerçekten önemli olan bu değil çünkü o maymunun pedofili olduğu gerçeğini daha bir çok makalede konuşacağız. Vülübilü’den bahsediyorum. Yok cidden 3g modemle giriyorum internete ve azıcık bakiyem kaldığı için google’a giremiyorum bu nasıl yazılır diye, bilseydim yazardım. Hatırladığım kadarıyla Loui Viutton muydu neydi. Şimdi bir önceki yazımda bahsettiğim üzere (Evet okuyucu bunu okuyan diğer bir milyon kişi önceki yazımı okudu ve sen okumadın ve rebloglamadın ve likelamadın o yüzden ben olsam koşa koşa okumadan rebloglardım) Bir dakika ya. Birincisi internet aleminde koşmak nasıl olacak? İkincisi likelamak nedir? Neyse bunlar ev ödeviniz sorucam sonra şimdi daha önemli bir konu var. Önceki yazımda bahsettiğim üzere ingilizlerin yağmur için yeni kelime bulamamalarının sebebiyle benim “o”nu söyleyememin sebebi birbirine çok benzer. Çenem kırılmıyo tabii de böyle, bir garip oluyorum. O sözcük öbeğini söylemeye çalıştığımda, ağzım havada asılı duran görünmez memeuçlarını yalıyormuş gibi bir hal alıyor. Hani ben de çok severim de böyle memeucu yalamak buzlu badem filan (pişiğe birebir) insan toplum içinde yapınca sevemiyor. Sadece ben de değilim bu. Çoğu kız ve erkekte bu var. Bazıları allahına tapıyor, bazıları da marilyn manson’la dilleşiyor gibi gözüküyor. Çok ciddiyim ya. Abi ciddi falan değilim gidip ilk vülübülü diyenin üzerine atlamayın. Bazıları da hiç diyemiyor. +Ay cüzdanın çok güzeağlmıaaağş nereden aldıağn? -Ay Vuğlü Lüğton’dan aldım şekerim … Şimdi üç nokta koymamın nedeni hani espri gelecek diye değil çünkü yapacağım espriyi unuttum. LAN ADINI TELAFFUZ EDEMEDİĞİN BİR MARKANIN ÜRÜNÜNÜ NİYE ALIYORSUN YA? Ben cidden anlamıyorum TAMAM ANLIYORUM GERİZEKALI DEĞİLİM SUSUN Ama amacı çok saçma geliyor bana. Başkaları, yani elit kesim ismini biliyor ve telaffuz etmek için gerekli kurslara gidip bunu zorla öğrendi diye, sen de aynısını yapmak zorunda mısın? Bu, görünmez memeuçlarını yalayan pedofili bir maymunun vülübili boxer giymesi kadar saçma bir şey. Çünkü daha boxer yapmıyorlar, yapsalardı direk alırdım, olmadığı için almadığım için yakayı kurtarıp hicvedebiliyorum. Bu marka takıntısının geliş sebebi de insanların bir ortama girebilmek için onlarla ortak etikete sahip olması gerektiğini düşündüğünden kaynaklanıyordur büyük ihtimalle. Hiç kimsenin de aklına gelmiyor aynı kıyafetleri bir araya koyup yıkamakla sadece pamukluları koyup yıkamanın arasında bir fark olmadığını, ikisinin de giysileri yıpratmayacağını. Bunlar fazla derin konular, bir mizah bir derin konuya girmeye devam edersek beyniniz ttnet interneti gibi bir gidip gelir diye korkuyorum. Bu da bu kadar. Normalde 3 cümleyle diyebileceklerimi 300 kelimede dedim, evet. Mutlu muyum? Hayır, yazının yarısından önce gayet mutluydum, sonra uyuya kaldım, şimdi değilim. Çok güzel bir espri yapacaktım ama yine unuttum. Bi kenara yazmam lazım bunları amk. O zaman, herkes bir garanti sahibi olmalı bence diyerek güle güle diyorum. “Emeghkli Ali Amca, Ay Ay!!” Çaktırmayın espri buydu. Ne güzel de söyledim evet solo albüm düşünüyorum. Hoş çakalın, BB KİB AEO Ben.
Son yıllarda ( ya işte son yıllar derken ben son yıllarda farkına varıyorum olm daha hayatın başındayım erken benim için ne var NOLCAK YANİ) bir marka takıntısı aldı bu dünyayı götürüyor be uşak. Bu niye böyle oldu ben gerçekten anlamış değilim. Evet anlamadım ben bunu evet gerizekalıyım. Tamam belki anlamış olabilirim EVET ANLADIM AMA ANLAMAMIŞ GİBİ DAVRANMANIN DAHA GİDERLİ OLDUĞU BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ NE VAR? Neyse sinirlendirmeyin beni. Benim değinmek istediğim konu zaten bu değil. Yani aslında biliyorsun hepsine değinirdim de değinesim gelmiyo çünkü birisi tek konu üzerinden gitmek candır dedi bana tam az önce ve bu konu hakkında zaten yazmak istiyordum.
Burada bir markadan bahsetmek istiyorum. Onu alabilecek kadar para kazandığınızda onun adını öğrenmeden hiç bir şey olduğunuzu fark edip sırf bir isim için bütün parayı fransızca kursuna yatırttıran bir marka.
Evet doğru bildiniz.
Ya da bildiniz mi ya? Kaşif Dora’da da böyle yapıyorlar ama ben mesela genelde bilmiyorum yapamıyorum toplamayı ama iveet diye bağırıyo o kızla yanındaki pedofili maymun.
Şimdi gerçekten önemli olan bu değil çünkü o maymunun pedofili olduğu gerçeğini daha bir çok makalede konuşacağız.
Vülübilü’den bahsediyorum.
Yok cidden 3g modemle giriyorum internete ve azıcık bakiyem kaldığı için google’a giremiyorum bu nasıl yazılır diye, bilseydim yazardım.
Hatırladığım kadarıyla Loui Viutton muydu neydi.
Şimdi bir önceki yazımda bahsettiğim üzere (Evet okuyucu bunu okuyan diğer bir milyon kişi önceki yazımı okudu ve sen okumadın ve rebloglamadın ve likelamadın o yüzden ben olsam koşa koşa okumadan rebloglardım)
Bir dakika ya.
Birincisi internet aleminde koşmak nasıl olacak?
İkincisi likelamak nedir?
Neyse bunlar ev ödeviniz sorucam sonra şimdi daha önemli bir konu var.
Önceki yazımda bahsettiğim üzere ingilizlerin yağmur için yeni kelime bulamamalarının sebebiyle benim “o”nu söyleyememin sebebi birbirine çok benzer.
Çenem kırılmıyo tabii de böyle, bir garip oluyorum.
O sözcük öbeğini söylemeye çalıştığımda, ağzım havada asılı duran görünmez memeuçlarını yalıyormuş gibi bir hal alıyor.
Hani ben de çok severim de böyle memeucu yalamak buzlu badem filan (pişiğe birebir) insan toplum içinde yapınca sevemiyor.
Sadece ben de değilim bu. Çoğu kız ve erkekte bu var. Bazıları allahına tapıyor, bazıları da marilyn manson’la dilleşiyor gibi gözüküyor.
Çok ciddiyim ya.
Abi ciddi falan değilim gidip ilk vülübülü diyenin üzerine atlamayın.
Bazıları da hiç diyemiyor.
+Ay cüzdanın çok güzeağlmıaaağş nereden aldıağn?
-Ay Vuğlü Lüğton’dan aldım şekerim
…
Şimdi üç nokta koymamın nedeni hani espri gelecek diye değil çünkü yapacağım espriyi unuttum.
LAN ADINI TELAFFUZ EDEMEDİĞİN BİR MARKANIN ÜRÜNÜNÜ NİYE ALIYORSUN YA?
Ben cidden anlamıyorum TAMAM ANLIYORUM GERİZEKALI DEĞİLİM SUSUN
Ama amacı çok saçma geliyor bana. Başkaları, yani elit kesim ismini biliyor ve telaffuz etmek için gerekli kurslara gidip bunu zorla öğrendi diye, sen de aynısını yapmak zorunda mısın?
Bu, görünmez memeuçlarını yalayan pedofili bir maymunun vülübili boxer giymesi kadar saçma bir şey. Çünkü daha boxer yapmıyorlar, yapsalardı direk alırdım, olmadığı için almadığım için yakayı kurtarıp hicvedebiliyorum.
Bu marka takıntısının geliş sebebi de insanların bir ortama girebilmek için onlarla ortak etikete sahip olması gerektiğini düşündüğünden kaynaklanıyordur büyük ihtimalle.
Hiç kimsenin de aklına gelmiyor aynı kıyafetleri bir araya koyup yıkamakla sadece pamukluları koyup yıkamanın arasında bir fark olmadığını, ikisinin de giysileri yıpratmayacağını.
Bunlar fazla derin konular, bir mizah bir derin konuya girmeye devam edersek beyniniz ttnet interneti gibi bir gidip gelir diye korkuyorum.
Bu da bu kadar. Normalde 3 cümleyle diyebileceklerimi 300 kelimede dedim, evet. Mutlu muyum? Hayır, yazının yarısından önce gayet mutluydum, sonra uyuya kaldım, şimdi değilim. Çok güzel bir espri yapacaktım ama yine unuttum. Bi kenara yazmam lazım bunları amk.
O zaman, herkes bir garanti sahibi olmalı bence diyerek güle güle diyorum. “Emeghkli Ali Amca, Ay Ay!!”
Çaktırmayın espri buydu. Ne güzel de söyledim evet solo albüm düşünüyorum.
Hoş çakalın,
BB KİB AEO
Ben.
Ne yazacağımı bilmiyorum.
Ne yazayım?
Vallaha bilmiyorum.
Genelde yazdığım yazıları saat üç civarı gibi yazdığımdan dolayı bu saatte pamuk prensesle yedi cüceler yazarım gibime geliyor benim.
Neyse, beni zaten tanıyan yok. 10 tane takipçim var zaten ehihihihi
Benim adım Yaşat. İsmim birleşik eylem olmakla birlikte ilk ismim Dinç’le de sıfat tamlaması yapar efenim. Anlamı “yaşatmak, öldürmemek” anlamı taşıyor. Öyle.
Aslında yazacak çok şeyim var ama böhühü ben çok şey yaşadım deyip dolaşmak ve bunları tumblr’da paylaşmak benim için biraz fazla açık sözlülük. Tabii ki de paylaşan insanlar var, onlara saygı duyuyorum, onların yazdıklarını da gayet okuyorum, gayet de ağlıyorum(azsutlusekersiz seni bulacam olm) ama zamanında o kadar garip bir durumdaydım ki birilerinin benim için ağladığını görmekten bile haz duyuyordum, hala da öyleyim aslında, o yüzden bir şey yazamıyorum.
Sinirlendiğim şeyler de var, çok çabuk kırılırım mesela, çünkü bir dost benim için her şeyini feda edebilecek bir dost olmalıdır-çünkü ben öyle olduğumu düşünürüm- ama genelde onlar feda etmektense benim üzerime yüklenmeyi tercih ederler.
Yazamıyorum diyorum da yavaş yavaş açılmaya başladım ha.
Şu da var, buraya bir şeyler yazarsam adımdan ve bir süre boyunca bu blogun urlsini profilimde ampül gibi paylaştığımdan dolayı giren herkes buraya girip görebilecek.
Bunu sadece parmaklarım açılsın biraz diye yazıyorum. O kadar güzel, o kadar iyi yazı taslaklarım var ki, tek sorunları taslak olmaları.
Buraya yazmak da insana iyi hissettiriyormuş ya, uçurumun tepesinden bağırmak gibi, bağırırsın, içini dökersin ama üzerine duyup seni üzebilecek bir insan olmaz, sana çarpan tek şey kayaların yankısıdır. Yavaş yavaş tumblr felsefesi de yapıyorum iyi gidiyor hadi bakalım.
Birbirinden garip annem, babam, arkadaş çevrem ve diğerleri var. Düşündüm zamanında bunlardan ne kadar güzel bir tiyatro oyunu çıkar diye ama sonra herkesin genelde böyle düşündüğünü, benimde heres gibi düşünüp bunu yapamayacağımı farkettim ve böylece düşünmekten vazgeçtim.
Üstteki de bir Douglas Adams felsefesiydi, kendisine taparım, bayılırım, adam king kaçılın.
Douglas Adams ingilizler için bir mizah efsanesidir, teknoloji hicivleri tapılası, ateizm sempatizanı görüşleri hristiyanlar için yakılasıdır. Benim için kendisi mizahımı bulduğum yerdir, gerekli merciler elemanın akciğer kanseri vasıtasıyla ifadesini bir güzel almaktadır (geberdi gitti yani) evet son cümleyi ben bile anlamamışımdır.
Şimdi DNA (Douglas Necmi Adams(cidden orta adı var ama bilmiyorum unuttum)) abimizin bir çok mükemmel ötesi betimlemeleri vardı, ama onlardan bir tanesi de bu günkü havayla ilgili. Siz şimdi DNA neden havayla ilgilensin istanbuldaki diye sorabilirisiniz e haklısınız ama adam zaten londradaki havayla ilgileniyor, fakat şu anki hava durumu (iki kocakarının kocaman bi nevresimi iki ucundan tutup sıka sıka bütün suyunu bize akıtmasından bahsediyorum) londradaki hava durumunu baya andırdığı için (yazık bi de onlar her gün koca karı yağmuruyla karşı karşıyalar) DNA abimizin betimlemesini ödün çalacağım, evet az önce türkçeyi ezdim geçtim böyle bir şey oldu sanırım. Geçmemiş de olabilirim ama ne yazdığıma bakmak istemiyorum bakarsam ne yazacağımı unutacam ve ondan sonra ampül gibi kalacağım.
DNA bi kenara (daha gelecem ben oralara bekleyin nihohoho) Londra’daki biricik kardeşlerimiz dünyaya bulutlu iki göz dışında başka bi gözle bakamadıkları için böyleler herhalde, e dillerine de yansıyor cancağızların. İklim de gerçekten yansıyor be uşak nasıl davrandığına be. Bak gerçekten bilerek yazmadım uşak lafını sağanak beni ne hale soktu görüyorsun.
Çok pis lauballğlililboalAMAN HER NEYSE oluyorum okuyucumla enseye şaplak göte parmak olmak istemiyorum tumblr kalabalığından belsoğukluğu kapmayalım.
Şimdi bizim eskimo uşakların kar için 23508491130111111birbir tane sözcüğü var ya, ingilizler yağmuru daha afili böyle daha farklı ayrı ayrı çeşit söylemek için ağızlarını biraz daha oynatsalar çeneleri kırılacak, onlar da bu yüzden DNA abimize bulaşmışlar.
Mesela DNA olsa bu havaya ”Bu hava o kadar garip bir havaydı ki hava denmesini haketmiyordu, bu yüzden Yaşat bu havaya Hüsamettin demeye karar verdi.” derdi. Abi adam iyi demiş. Adam güzel demiş yalnız.
Şimdi bu aklıma nereden geldi? Yemin ederim bilmiyorum okumuyorum yazıyı ya anlamadım nereden geldi bu aşağıya bi yorum yapın diyecem blogger değil bu panik oldum lan yardım edin
İşte ben bu yüzden DNA’yı seviyorum diye konuyu kapatırsam rahatlar mısınız? Biliyorum rahatlarsınız. Ama merak etmeyin yazımın sonunda kızlara markafoniden hediye çeki erkeklere brazzers pass sizi bekliyor olacak…. sonuna baktınız değil mi evet yok o kadar param olsa gider kitap yazar onun ayracıyla puccayı kırbaçlarım lan buraya niye yazayım.
Ya şimdi gerçekten bu kadar uzatabilen bu kadar esnetebilen bir adamım (konuyu) o yüzden yazmak istemiyorum aslında. Bunu kim okur? Okumayın olm zaman kaybı lan!
Neyse aynı zamanda ben DNA’yı ateizm hakkında bir gerizekalı(ben)nın anlayabileceği düzeyde şeyler anlatmasıdır, onun sayesinde ateist oldum ben(evet ateistim(bi dakka lan niye söylüyorum ki ben tumblr da blog yazıyorum rayban gözlüğüm olduğunu starbuckstan içtiğimi ateist olduğumu ve polo giydiğimi biliyorsunuz zaten)(yok öyle bişi şaka yapıyorum LC WAIKIKI CANDIR DAĞILIN).
Şimdi gerçekten o kadar çok şey yazmak ve söylemek istiyorum ki (Ya lütfen arkadaşlarınıza okutacaksanız önce ilk sonra bu paragrafı okutun bi yazıda döndüm lan bu nasıl bir merkezkaçtır) ama ciddi ciddi söylenecek şeyler bunlar ve şu anda cidden seri ve pompalı olarak sabit hızda saçmalıyorum. Bi gün gelir oturur konuşuruz ateizm hakkında da, o evdeki deli karakterler hakkında da, LC Waikiki sonbahar kış koleksiyonunda öne çıkan (hesaplılığıyla) parçalar üzerinde de konuşuruz sen raad.
Şimdi ne yazmış diyip rastgele rastgele paragraf okuyanlara inadına atatürkün gençliğe hitabesini yazardım ama üşeniyorum EVET 30 DAKİKADIR SAÇMALIYORUM AMA GENÇLİĞE HİTABEYİ YAZAMAYACAK KADAR ÜŞENGECİM tırolüm yüzsüzüm kroyum tumblr bende problem==???_===_??
Abi cidden sıçtım batırdım follower sayım ondan bire düşecek o bir kişi de türkçe bilmediği için bırakacak öyle.,
Okumayın olm valla gidin ne biliyim sineklerin tanrısını okuyun mesela eğer homofobi karşıtıysanız seksi’i okuyun bilim adamı seviyosanız (fetişist misiniz) tesla’nın kutusunu okuyun bişi yapın yürüyün gidin dağılın LAN
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür eder, adam gibi bi sonun olmadığını gördüğünüz için özür diler, dövecekseniz de yüzüme vurmamanızı tercih ederim.
LC WAIKIKI AKAR
Saygılar sevgiler
Ben
Ne içimdeki?
Ne hissediyorum?
Neden yine farkındalık? Kendimi bıraksam bu kültürün pamuk kollarına, olmaz mı?
Ne bu eskiye dönüş çabası? Nedir bu başlayıp da bitirilemeyen yazı taslakları? Bastırılan eski uslüba dönmek için söylenen basit haykırışlar mı? Hani sertti, hani basitti, hani daha çok şey bilmem gerekiyordu?
Bu kadar az bilgiyle bu kadar çok haykırış ihtiyacı niye?
Neden bu nefret, nefret edenlere? Nereden geliyor bu davranışlar, bu yazım tarzı?
Kim beni dolduruyor, kimler susturuyor, kim beni perdelerin arasına atıyor bir daha parlayamayayım diye?
Kime yazıyorum bu yazıları? Var mı ki haykırışlarımı duyabilecek? Var mı ki bana gelip karşı çıkacak? Var mı ki garipseyecek, takacak, ya da bunları okuyup, düşüncelere dalacak?
Kimler bütün içimden gelenlere, kağıda döktüklerime baktı ki?
Hangi arkadaşlarım, arkadaş olarak saydıklarım?
Hangisi bana hak verdi ki?
Kim dedi ki “Yaşat haklısın”?
Kim dedi “Yaşat bulaşma”?
Kim dedi “Yaşat defol git”?
Kimler okuyup takmadı? NEDEN takmadı?
Güçlü bir kalemin arkasındaki titreyen eller yüzünden mi? Bu kalem Yaşat’ın kara gölgesinde mi kayboluyor, ne, ne, ne?!
Yoksa, yoksa Yaşat, eeeh Yaşat işte olduğundan mı? Samimiyetsiz olduğum kanısı mı var zihninizde, bunlar Yaşat’tan çıkamaz düşüncesi? Belki de Mc Donaldsçı Devrimci gözüyle bakıyorsunuzdur bana. Yakın yazsa da uzakta, çok uzakta.
Bu fikri değiştirmem için ne yapmam gerekiyor? Sokak ortasında çıkıp haykırmam mı? Sonuçlarını düşünmeden? Yine mi susturulayım, keçi tarafından, ampül tarafından? Perdeler kapansın mı üzerime? Ne fark edecek o zaman? Uzun, pes bir haykırış kısa ve tiz bir tanesinden daha etkili değil midir? Daha etkili değil midir güneş lambadan? Kısa, ama sık kalp atışları daha iyi değil midir bir zirveden sonra durmaktan?
Ya da, Kabuğumu mu değiştirmeliyim? Nasıl değiştirebilirim ki, susturulan benliğimden arta kalanlar bunlar, yeniden çıkarsa, yeniden susturulacak, yeniden aynı kabuk çıkacak ortaya eskisini atmama rağmen.
Yaşat da Vızır vızır Yaşat mı olmalı, sessiz sakin Yaşat mı? Denemedim mi ikisini de? Bilmiyor muyum, duruluğun ancak bentler tarafından sağlanabileceğini, şırıl şırıl akan suyun şelalelerde dövülmesi gerektiğini? Mat kabuk kırılmalı mı, yerine saydam bir tanesi mi getirilmeli, içi dışıyla bir, şırıl şırıl akan ama bentler tarafından yönlendirilen?
Ne olmalı?
Ne yapmalı?
Neden yapmalı?
Nasıl ulaşmalı amacına?
Ne zaman başlamalı, bitmeli?
En önemlisi de, Kime haykırmalı, kimin tutunduğu duvarları yıkmalı, kimin at gözlüklerini kırmalı?
Kimi uyandırmalı, o pamuk ellerden koparıp almalı?
Kimi kurtarmalı?
Kim tarafından kurtarılmalı?
Küçük hançerler vuruyor kalbimi
Yavaşça eriyor bedenim soğukta
Sevgi geri dönmeye çalışırken yüreğime
Aklım gidiyor sana, uzaklara
Seni düşünüyorum, çıkamıyorum bu hayalden
Gözlerimin içine bakıyorsun, çıtırdıyor kalbim
Dudaklarım isyan ediyor,can atıyor
Senin tenine ulaşmak istiyor,başaramıyor.
Saçlarının yasemin kokusu sarıyor bedenimi
Gözlerin gözlerimden kalbimi ele geçiriyor
Tüm vücudum, her bir parçam seni istiyor.
Dayanamıyor artık, içten parçalanıyor.
Hayalden uyanıyorum, karşımda gerçek sen varsın
Sevgi geri dönyor, özlemi getiriyor yanında
Sıcak meltem ısıtıyor kalbimi
Küçük hançerlerin acısını dindiriyor, yok ediyor.
Yüreğim, yeniden, sevmeye başlıyor…